Merhaba, ben Müge

Güncelleme tarihi: 28 Şub


Sanatçı

Müge Erel Güzel meraklıdır. Meraktan tutkuya sadece bir adım kalmıştır. Merak iştahı açar ve keşfetme arzusunu harekete geçirir. Cesaret ise yaratıcı olandandır. Tutku galip gelir;

cesaret etmenize, denemenize, görünür olmanıza olanak tanır. Size hayatın tadını sunar.

Elleriniz, zihniniz, kalbiniz yaratıcıya aracı olur, kalbiniz coşku dolu bir dünyayı seyre çıkar.

​Müge hayat yolculuğunun birçok farklı durağı sonrasında burada buluşuyor sizinle.

Sanatçı ve aynı zamanda zanaatkar. Sadece malzemeleri değil, özellikle geleneksel ile yeni arasında, kendi arzularını gerçekleştirmesine olanak tanıyan atalardan kalma kadim bilgileri araştırıyor, günümüze taşımaya çalışıyor.

Çektiği doğa fotoğrafları, yazdığı duygu hikayeleri ve tasavvuf felsefesinden edindiği

kalp açılımlarıyla hayatta anlam yaratmaya gayret ediyor.

Editör olarak kendini gerçekleştirdiği ifade değeri sonrasında, aldığı koçluk eğitimiyle

birlikte parmak izi gibi ona ait olan spiritüellik ve estetik değerlerini de

sahiplenerek yaşamda giyinmeye karar kılıyor.

Böylelikle kumaşlara bitkilerle doğal boyama ve ekolojik baskı yapmaya,

çiçekleri kurutarak doğanın dönüşümlerine şahitlik yaratmaya ve

kalbe bâde'yi ihtiyacı olan herkesle paylaşmaya karar kılıyor.

Çocukluğuna ait bir hatıra ise bu hayalin köklerinden ona destek çıkıyor:

İzmir yazlarının sıcak öğleden sonraları... Yaşlısı, genci, börtüsü böceği, herkes kendini korumaya almış;

kimi uykuda kimi bir taşın altına saklanmış. Havada asılı kalmış bir sessizlik hakim,

bu sessizliğin altında gizli bir yaşam mücadelesi veriliyor.

Müge ise henüz küçük bir kız çocuğu; kendini ve Dünya'yı keşfediyor.

Urla İskelesi'ndeki yazlık evlerinde, annesi içeride ev işlerinde, ablası arkadaşlarıyla gezmede,

o ise yalnızlığında kendiliğindenliğini, varoluşunu gerçekleştiriyor.

Kireç badana merdivenlere oturmuş, ismini cadıcılık koyduğu oyununu oynuyor.

Plastik leğeni ve içinde bahçelerinden topladığı sardunyaları, akşam sefaları, çam kozalakları.

Hortumdan akan sıcak suyla buluşan ve elindeki ufak bir sopayla karıştıkça renklenen ilk doğal boya kazanı.

Renklere hayran, içinde heyecan ve merakla bugünlere unutulmayacak bir hatıra bırakıyor.

Müge ağaçlardan, gökyüzünde değişen bulutlardan, denizin dibinde yüzerken

suya yansıyan ışıltılardan ve tüm bu aşkı kapsayan evrenin kaotik ahenginden ilham alıyor.

Çalışmalarında kumaş ve renklerin evliliğinden doğacak duyguyu, güzelliği arıyor.

Parlaklık, hafiflik, yumuşaklık ve otantik dişi benliklerimiz bu uyuma eşlik etsin istiyor.

Parça parça bir manzara gibi kendini gösteren yaratımlarına bekleyişler ve sabır eşlik ediyor. Yaratıcıdan diğerine kim öncülük ediyor? Sürprizden meraka ise sadece küçük bir adım kalıyor...

İlahî aşkı ve hakikati hatırlatma niyetleriyle ürettiği her kalbe bâde ürünü

ilhamını sonsuzluktan ve dönüşümlerden alıyor. Çiçekler renklerini bırakıyor,

ağaçlar yapraklarını döküyor; sabır kış mevsimi gibi bir bekleyişi çağrıştırsa da

ekolojik baskıların heyecan veren sonucuyla baharı, ürünlerin sizlerle buluşmasıyla da

yazı yaşıyor. Hiçbir şey yok olmuyor, sadece dönüşüyor, yeniden anlam ve hayat buluyor.

Müge uyguladığı disiplinlerde yaratıcı yerine aracı kimliğinde kaldığını

hissettiği koleksiyonlarıyla, dâhil olduğumuz dünyanın sade ve muhteşem

ahengine bizi davet ediyor.